Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkıyla İlgili Kararlar

Resim

Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkıyla İlgili Kararlar

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 15/6/2022 tarihinde, Özgür Uyanık (B. No: 2020/9524) ve Ruşen Bayar (B. No: 2020/33709) başvurularında, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Olaylar

Başvurucu Özgür Uyanık anayasal düzeni zor yoluyla ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan, diğer başvurucu Ruşen Bayar devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışma suçundan müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Anılan kararlar Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Başvurucular mahkûmiyetle sonuçlanan davaya ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuş ve müdafi yardımından yararlanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. AİHM her iki başvuruda da başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Başvurucular anılan karara dayanarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuş; mahkemece başvurucu Özgür Uyanık hakkında yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine, başvurucu Ruşen Bayar hakkında daha önceki kararda değişiklik yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucular anılan bu kararlara itiraz etmiş, ağır ceza mahkemesi başvurucuların itirazını reddetmiştir.

İddialar

Başvurucular, AİHM’in ihlal kararına dayanılarak yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemenin Değerlendirmesi

1. 2020/9524 Sayılı Başvuru Yönünden

Başvurucunun 16/1/2009 tarihinde AİHM’e başvuru yapması üzerine Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti tarafından bu davaya ilişkin AİHM'e (TTD/deklarasyon) gönderilmiştir. AİHM 28/5/2019 tarihli kararıyla şikâyeti anılan deklarasyon kapsamında incelemiştir. Buna göre TTD metninde yer alan koşulların ve sunulan taahhütlerin yerine getirilmesinin, bu bağlamda talep hâlinde yeniden yargılama yapılmasının ihlalin giderimi için etkin bir çözüm için en uygun yol olacağı, dolayısıyla başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmediği gerekçesiyle anılan hakkın ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermiştir. Ayrıca AİHM, kendisinin ikincil rolünü hesaba katarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin her türlü ihlalinin giderilmesinin öncelikle ulusal makamlara düştüğüne işaret etmiş ve TTD metninde belirtilen şartlara uyulmaması hâlinde başvurunun tekrar kayda alınabileceğini belirtmiştir.

Başvurucu, bu karara dayanarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuş; mahkeme başvurucunun yargılamanın yenilenmesi talebini reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, AİHM'in kararıyla soruşturma evresinde müdafi yardımından faydalanma hakkının ihlalinin tespit edildiğini ve uygun giderim yolu olarak yargılamanın yenilenmesine işaret edildiğini belirterek karara itiraz etmiş; başvurucunun bu talebi de reddedilmiştir.

Somut olayda tartışılması gereken husus, AİHM'in deklarasyon koşulları ve burada belirtilen taahhütlerin yerine getirilmesine ilişkin kuralları dikkate alarak verdiği kayıttan düşürme kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediğidir. Diğer bir ifadeyle deklarasyonda belirtilen taahhütler kapsamında ihlal edildiği kabul edilen ve Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan -hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak- müdafi yardımından yararlanma hakkına yönelik ihlalin giderilip giderilmediğidir.

5271 sayılı Kanun'un 311. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendinde "ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması" hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak düzenlenmiştir. Bu bende 31/7/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 16. maddesi ile "ceza hükmü aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi" ibaresinin eklenmesi sonucunda, bentte belirtilen mahiyetteki ihlâl kararının yanı sıra bu karar da başvurucuya yargılamanın yenilenmesi kanun yoluna başvuru imkânını sağlayan bir neden olarak öngörülmüştür.

Anılan düzenleme karşısında TTD ile kabul edilen ihlalin ceza hükmüyle bağlantılı olduğu, buna göre kabul edilen ihlâlin sonuçlarının ortadan kaldırılması durumunda farklı bir karar verilme ihtimalinin bulunduğu ve ihlalin yeniden yapılacak yargılama sonucunda giderilebileceği hâllerde, başvurucunun talep etmesi durumunda kayıttan düşürülme kararının 5271 sayılı Kanun'un 311. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi uyarınca yeniden yargılama yapılmasını gerektireceği açıktır. Kaldı ki AİHM kararında, deklarasyon metninde başvurucunun talebi hâlinde yargılamanın yenilenmesi kanun yoluna başvurabilmesinin teminat altına alındığı da vurgulanmıştır.

Buna göre mahkemenin 5271 sayılı Kanun'un 311. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (f) bendi uyarınca yapılan yargılamanın yenilenmesi talebini, deklarasyon metninde de kabul edilen ihlalin niteliğini nazara alarak değerlendirmesi gerekmektedir. Deklarasyon metninde de kabul edilen ihlalin yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir ihmal, işlem veya başka bir eksiklikten kaynaklanması durumunda söz konusu hususun yeni bir ihlale yol açmayacak şekilde giderilmesi gerekmektedir. Kabul edilen ihlaldeki eksiklikler yargılamanın duruşma açarak yeniden yapılmasını gerekli kılabilir.

Deklarasyon metninde kabul edilen ihlale konu olayda, başvurucunun -diğerlerinin yanında- soruşturma evresindeki müdafi olmaksızın alınan ikrarının da mahkûmiyette delil olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu gibi durumlarda ilgili yargısal merciler, kabul edilen ihlalin niteliğini dikkate alarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde hareket etmek zorundadır. Hâlbuki mahkeme dosya üzerinden bir inceleme yaparak yargılamanın yenilenmesi talebini reddetmiştir. Mahkeme, sanığın soruşturma evresindeki ikrarının karar gerekçesinden çıkarılmasına ve diğer delillerin atılı suçun sübuta varması için yeterli olduğuna karar vermiştir. Somut olayda başvurucunun, mahkûmiyete temel alınan diğer delillere karşı iddia ve itirazlarını dile getirme fırsatına sahip olup olmadığı karardan anlaşılmamaktadır. AİHM tarafından verilen kayıttan düşürme kararının yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde gereklerinin yerine getirilmesi için mahkemenin öncelikle yargılamanın yenilenmesine karar vermesi gerekir. Dolayısıyla mahkemece yapılan değerlendirmelerin AİHM kararıyla örtüşmediği, Anayasa’nın 36. maddesinin gerektirdiği ölçüde ve özende bir inceleme içermediği ve deklarasyon metninde kabul edilen ihlalin giderilemediği anlaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

2. 2020/33709 Sayılı Başvuru Yönünden

AİHM'in ihlal kararına konu mahkemede görülen davanın soruşturma evresinde başvurucunun müdafii olmadan kolluk tarafından beyanının alındığı ve başvurucu hakkında mahkûmiyet hükmü kurulurken müdafii olmadan alınan ifadelerine de atıf yapıldığı anlaşılmaktadır.

Somut olayda başvurucunun soruşturma evresinde müdafii hazır bulunmaksızın elde edilen beyanlarının mahkûmiyet hükmüne temel alındığı anlaşılmaktadır. Bu gibi durumlarda ilgili yargısal merciler, kabul edilen ihlalin niteliğini dikkate alarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde hareket etmek zorundadır. Hâlbuki mahkeme dosya üzerinden bir inceleme yaparak değerlendirme yapmıştır. Mahkeme, dosya üzerinden yaptığı değerlendirme sonucunda başvurucunun soruşturma evresindeki ikrarının mahkûmiyet kararının gerekçesinden çıkarılmasına ve başvurucu hakkında kesinleşen mahkûmiyet hükmünde değişiklik yapılmasına gerek bulunmadığına karar vermiştir. Bununla birlikte savunma tarafının ikrar dışındaki delillere karşı iddia ve itirazlarını dile getirme fırsatına sahip olup olmadığı gerekçeli karardan anlaşılamamaktadır.

AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmesi için mahkemenin öncelikle yargılamanın yenilenmesine ve ihlalin niteliğini dikkate alarak duruşma açılmasına karar vermesi gerekir. Dolayısıyla mahkemece yapılan değerlendirmelerin AİHM kararıyla örtüşmediği, Anayasa’nın 36. maddesinin gerektirdiği ölçüde ve özende bir inceleme içermediği ve müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlalinin giderilemediği anlaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. 

Arama Yap
X